DURUŞMA
 
Davalılar :
Duduşi Sabri, Aleksişi Beçeti.
Davacı :
Çele Sadikhi.
Dava Konusu :
Kabak Hırsızlığı.
 
Çele Sadık, her yıl olduğu gibi bu baharda da balkabağı tohumu ekti tarlasına. Tohumlar fide oldu, fideler büyüyüp uzadı, irili ufaklı kabaklar verdi. Hele getasule de (bostan) yan yana yatan iki tane kabak büyüyordu ki koskocamandılar. Koyun gibi yatmaktaydılar toprağın yüzünde, Güneşin gözünde. Bir şansızlıkları, tam da herkesin gelip geçtiği, gördüğü yolun kıyısında olmalarıydı.
Günler çabuk geçmiş sonbahar gelmişti. Bugün yarın koparıp naylaya (serender) kaldıracak, kış gecelerinin doyumsuz sohbetlerinde pişirtip, yine komşularla yiyecekti Çele Sadık. ‘Hele biraz daha güneş görüp sakızlansınlar,’ deyip bekletmekteydi.
Bir gün koparmak için bostana gittiğinde kabakların yerinde yeller esiyordu. Çok canı sıkıldı Çele Sadık’ın. Ama sabırlı ve ketum insandı, kimseye belli etmedi. Hatta bir gün hanımı “hekon felepe so idu” (ordaki kabaklar ne oldu) diye sorunca, “mep3hili do naylaş on3xones ko gyebdvi” (koparıp serenderin tavan arasına koydum) deyip karısından bile sakladı kabakların çalındığını. Çünkü kafasına takmıştı bu olayı. Günlerce düşündü, bütün ihtimalleri defalarca kafasından geçirdi: ‘Bir kere kabakların ikisinin birden yok olması normal değil. Birini götürseler yokluktan gözü kalmışlıktan götürmüş derdi ama iki kabağın da çalınmasında özel bir amaç, bir kasıt vardı. Ancak mahalle dışından gelip hiç kimse benim kabaklarıma dokunmaz. Öyleyse fail veya failler mahalle dahilidir, bu bir. Kabaklar bir kişinin götüremeyeceği kadar büyüktü, öyleyse failler birden fazla, bu da iki’ diye geçiriyordu aklından.
Olay hırsızlıktan çok müzipliğe benzemekteydi. Bu tür muziplikler, kabak çalıp sahibi ile yemeler, kümesten horoz, tavuk çalıp sahibinin evinde kendi kazanında pişirmeler kış gecelerinin eğlencelik oyunlarıydı. Ama Çele Sadık, bu tür oyunlarda bezi olmayan, muziplik de olsa kimsenin malına el sürmeyen bir insandı. Sevmezdi böyle şakaları.
‘Eğer durum böyle ise o zaman hırsızlar Duduşi Sabri ile Aleksişi Beçet’ten başkası olamaz,’ dedi, kendi kendine. ‘Sizi gidi gece kuşları, tevekkeli değil bir hafta evvel Sabri’nin evinde kabak pişirip bana da yedirmişlerdi. Sabri ekmez dikmez adam, kabak nerede buldu?’ Hem kabağı arka odada kesmişler, Sadık’tan uzak tutmuşlardı. Bügün görse hemen tanırdı kabağını. O irilikte bir kabak kimde vardı nerede görülmüştü ki zaten?
Kararını verdi Sadık. Tezelden konu komşuyu evine akşam sohbetine kabak ziyafetine çağırdı. Sabri ile Behçet’i özellikle davet etti. Maksadı herkesin huzurunda rezil edip, onları evinden kovmaktı. Ne ki, Sabri ile Behçet durumu anlayıp, temkinli geldiler.
Lengerlere doldurulmuş khaphethiş uşkuri (demir elma), m3ğul dalkhirani (kış armudu) ortaya kondu, kabaklar kesilip pişirilidi ve sohbetin uygun bir evresinde Sadık konuyu açıp duruşmayı başlattı.
Çele Sadık, düşündüğü bütün ihtimalleri sıralayıp sonunda Sabri ile Behçet’i suçladı.
İkisi birlikte suçlamayı şiddetle reddettiler. Üstelik güya alındılar Sadık’a; “Aşkolsun Sadik, senun gibi hoca adam, (Sadık cami hocası idi) gözünle görmemişsin, şupe uzerine nasil suçlarsen bizi?”
Gözüyle görmemiştir gerçekten, şüphe üzere suçlamıştır ancak, bu hırsızlığı onların yaptığına adı gibi de emindir. Ama son hamlesini yapmamıştır daha. Gidip darabada asılı duran Kuran’ı kerimi çantasından çıkarıp elma lengerinin üstüne koydu.
“Bu kabakları siz çalmadunuz ise khuran’un uzerine elunuzi koyup yemin edermisiniz.” dedi.
Herkes susmuş, sonucu merakla beklemekteydi. Aslında bu kabakları çalanların Sabri ile Behçet’ten başkası olmadığını aşağı yukarı tüm komşular da bilmekteydi de bu işin içinden nasıl çıkacaklar, asıl merak konusu budur.
İki sanık ellerini kitabın üstüne koydular.
Behçet: “Vallahi da billahi da, bir aydan beri senun bahçene ayak basmadum, ” deyip elini çekti, oturdu.
Sabri: “Vallahi da billahi da, kabaklaruni ben koparmadum.” deyip yerine oturdu.
Herkes, özellikle bir hafta önce sabrinin evinde kabak ziyafetinde olanlar yemin işine bir anlam veremediler.
En çok şaşıran da Çele Sadık oldu. Yemin işi de tatmin etmedi ya onu; ‘Zaten bunların itikatlari oyle sağlam değil’ diye geçirdi içinden. ‘Bunlar yalandan yemin bile ederler. Sabri ile Behçet’in parmağı olmadan o kabakların yok olmasi içun ayaklari olmasi lazim.’ diye düşündü. Ama yapacak da bir şeyi kalmamıştı.
Sonunda şüphe, şüphelilerin lehine işlemiş, yeminle de pekişince duruşma bitmişti. Sabri ile Behçet delil yokluğundan beraat etmişti.
Ama beri yandan gerçekten kabakları çalanlar Duduşi Sabri ile Aleksişi Behçet’ten başkası değildi.
Yaptıkları kitap üzre yemine gelince, onun da mantıklı bir açıklaması vardı elbette. Çünkü bostana girerlerken, Sabri Behçet’i sırtında taşımış, Çele Sadık’ın bostanına ayak bastırmamıştı. Kabakları ise Behçet koparmış, Sabri kabaklara el sürmemişti.
O zaman Behçet’in, Sadık’ın bahçesine ayak basmadığına; Sabri’nin ise kabaklara el sürmediğine dair yemin etmelerinde bir beis yoktu.
Anlıyacağınız kabaklar faili meçhule gitmiş, Duduşi Sabri’nin evinde infaz edilmişti.
 
                                                                     Anlatan: Sadık’ın oğlu Çele Memethi
                                                                         (Mehmet Kalemci / Laz Memet.)
 
 
 
 
GERİ DÖN
GERİ DÖN
     YASAL UYARI
BU SAYFALARDA YAYINLANAN
TÜM ÇALIŞMALAR 'FİKİR VE
SANAT ESERLERİ YASASI'
GEREĞİNCE YAZARIN KENDİSİNE AİTTİR.
YAPILACAK BESTE,
TİYATRO,SKEÇ V.B. TÜM
ÇALIŞMALARDA YAZARLA
İLETİŞİM KURULMALIDIR.
 
 
 
Ana Sayfa
Kimdir?
Laz Destanları
Şana
Lazuri P'aramitepe
Müzikler
Fotoğraflar
Şiirler
Makaleler
Tekerlemeler
Tkvala
P'ap'unena
İletişim
 
ABAŞİŞİ NURDOĞAN