GERİ DÖN
GERİ DÖN
     YASAL UYARI
BU SAYFALARDA YAYINLANAN
TÜM ÇALIŞMALAR 'FİKİR VE
SANAT ESERLERİ YASASI'
GEREĞİNCE YAZARIN KENDİSİNE AİTTİR.
YAPILACAK BESTE,
TİYATRO,SKEÇ V.B. TÜM
ÇALIŞMALARDA YAZARLA
İLETİŞİM KURULMALIDIR.
 
 
 
 
Mesaj: 2
KÇİNKHOKHAİ / DİDAMPHİLU / DİDAMANGİSA = (DUU GANGA)
 
 
Anadolu’nun, beklide Dünyanın pek çok yerinde çocukların ‘zararlı’ davranışlarını engellemek, önemli ve tehlikeli nesnelerden uzak tutmak için korkutulur. Korkutmak için de bir takım imgeler uydurulur. Böylece ebeveynlerin istedikleri yaşam sınırında tutulmaya çalışılır. “Sakın dolaba koyduğum pastaya el sürme, sonra duuuganga’lar seni ham eder”, “Uyu bakalım duugangalar geliyor”, “Yavrum o odaya girme, orda duugangalar var”, “Vaşa şukha koma3hila kçinkhokhaik mendegiyonasen’ (Sakın salatalıkları koparma kötü kocakarı seni götürür.) gibi. Belki ebeveynlerin işlerini kolaylaştırması bakımandan günlük yararları olan bu uygulamanın, zamanla çocuk ruhlarda ne denli zararları olabileceği pek düşünülmez.
Lazona’da, dundu, ku3u, liliphazi, kçinkhokhai, didamôilu, didamangisa gibi aynı amaçlarla üretilmiş pek çok imge var. Sadece o mu, çevrede kılık kıyafetleri ile çocuklara korku salabilecek insanlardan da istifade edilir. Eşkıya, Candarma, Sünnetçi, kudel xirxiti ti mangana (kuyruğu ince kıvrık, başı kocaman) gibi.
Ben Şeyixali’den (Şeyh Ali) çok korkardım mesela. Ena (büyük babaanne) beni yatağına alır, “Şeyixali mulun, gobikorat” (Şeyh Ali geliyor sarılalım) deyince, korkudan ona sarılır, hareketsiz kalırdım. Böylece Enamın da uykusu bölünmez kısa sürede horlamaya başlardı.
 
Arhave, Viée yöresinde Kçinkokai, Xope’de Didamphilu, Arthaşeni ve Atina’da didamangisa olarak bilinen ve genellikle bağ bahçede yetişen sebze ve meyveleri çocuklardan korumak için uydurulmuş bir imge vardır.
Bu kelimeler, elinde eğri sopası olan yaşlı ve çirkin bir kocakarıyı çağrıştırır. Kötü ruhlu, sıra dışı bir yaratıktır. Kçinkhokhai, Didamphilu veya Didamangisa, çocuklar bostana girip salatalık çergellerini talan ederken ortaya çıkarmış. Hatta kendisi ortaya çıkar çıkmaz, ucu eğri uzun sopasını uzatıp çocukların ayağına taktı mı hiç şans tanımaz alır götürürmüş bilinmeyene. İşte çocuklar, bu imge ile korkutulup, salatalıkların erkenden koparılması, çergelerin çocuklar tarafından talanı engellenirdi.
Her Laz çocuğu bu uydurmayı anasından duymuş, İzinsiz, hatta izin verilse bile korkusuzca bostana girip salatalık koparamamış, korkusuzca yiyememiştir.
 
Atina’lı (Pazar) Ahmet de (Ahmet Babuç) Didamangisa’dan ödü patlayan çocuklardandır.
İlkbahar gelip bağ bahçe yaşam bulmuş, salatalık tevekleri çitlere, çeperlere tırmanmış, xithiphi (yavru salatalıklar) salkım salkımdır o sene. Elinle minik dikenlerini sıyırıp ısırdın mıydı insanın dilini damağını buran salatalıklara yan gözle bakması mümkün değildir Ahmet’in. Ne zaman salatalıkları düşünse, elinde eğri sopası ile Didamangisa, Beyninin ortasına dikilmektedir. Her gün uzaktan uzaktan kaçamak gözlerle salatalıkları izlemektedir. Salatalıklar gün be gün büyümekte, büyüdükçe Ahmet’in iştahını kabartmaktadır. Bir yandan da mısırların aralarından eğilip Didamangisa’yı uzaktan da olsa kollar. Yaprak oynamalarından başka hareket eden bir belirtiye rastlayamaz. Her gün merakla heyecanla salatalıkları izler durur Ahmet. Nasılsa koparmadan herhangibir tehlike olmayacağına göre, ha uzakta durmuş, ha yakında ne fark eder. Hergün biraz daha yaklaşır salatalıklara. Ve günlerce annesinden gizli yaptığı bu çalışma sonucu, salatalıklarla burun buruna gelm! eyi başarır. Hala ortalıkta bir hareket, Didamangisa ile ilgili bir görüntü yoktur. Neden olsun ki? Annesi “salatalıkları koparırsan didamangisa seni götürür, ” dememişmidir? Hatta kendi görünmeden eğri sopasını ayağına takıp çekmeyecek mi? Sakin sakin, salatalıklara el sürmeden onları seyrederse didamangisa ortaya neden çıksın, küçük Ahmede neden saldırsın neden götürsün ki?
Annesinin pazar alışverişine indiği bir gündür. Ahmet yine salatalık çergelinin dibine kadar sokulup bir süre dikenli bademleri izler durur. Günlerdir ilk defa bu kadar yaklaşabilmiştir. Birden çocuk aklına çok parlak bir fikir geliverir. ‘Madem bu Didamagisa, salatalığı koparırsam saldıracak, o zaman ben de koparmadan yerim!’ diye düşünür. Önce uzanıp salatalığı ellemeye başlar. Bir yandan okşarken bir yandan da etrafını kollamaktadır. Kafasındaki pilanı iyice mantığına oturtup alt çergedeki salatalığı küçük bir diş atar. Salatalığın burukluğu ağzına yayılırken, kıyametin her an kopabileceği korkusuyla soğuk terler dökmeye başlar. Etrafta ne gelen ne giden vardır. Parlak zekasına hayran, bir kaç kez daha ısırıp öylece bırakır. Salatalığın yarısı çergede sallanırken diğerlerine geçer. Bir süre sonra çergedeki tüm salatalıkların ucundan ısırılmış, yarım yamalak sallanmaktadır.
Artık Ahmet salatalık yemekten bıkmış, en azından gözü doymuştur. Ortaya ne Didamangisa çıkmış ne kocakarının ucu eğri opası görünmüştür. Sevinçten uçmaktadır adeta Ahmet. Nasıl sevinmesin bundan böyle Didamangisa’yı uyandırmadan bademleri nasıl yiyeceğini bulmuştur. Ayrıca o küçük zekasıyla yenmiştir çirkin kocakarıyı..
İşte tam o sırada bir uğultu duyar Ahmet. Ekinler sallanmaya, mısır tarlası bir o yana bir bu yana yatp kalkmaya başlar. Salatalık çergeleri çatırtıyla yerinden sarsılır. Ahmet korkudan taş kesilir, kımıldayamaz bile. Donuk gözlerinin önünden bir takım karartılar geçer. En son “Nana! Didamangisa!” dediğini hatırlar. Bayılır.
Salatalık çergellerinin dibinde baygın ne kadar yattığını bilemez ama uyandığında vakit akşama yakındır. Zaten ayıldığında ilk önce annesinin sesini işitir. Pazar alışverişinden dönmüş, oğlunu evde bulamaınca çağırmaya başlamıştır.
Kurumuş boğazı ile zar zor yanıt verir annesine. Annesi oğlundan önce yere yatmış ekini görür: “Mothiaththişe! İxik livadi dopinu doren.” (Kahretsin, rüzgar ekini ne hale hale sokmuş, yerlere yatırmış!) deyince, Ahmet duyduğu ve gördüğü kıyametin rüzgarın eseri olduğunu anlar.
Yere yatmış mısırların dışında her şey normaldir gerçekten. Ucu ısırılmış yarım bademler çardakta asılı durmaktadır ve kıyamet falan da kopmamıştır.
Asıl kıyamet annesi çardakta asılıduran yarım bademleri görünce kopar. Olan bitenden habersiz, bir güzel döver Ahmedi. Didamangisa’dan da beter eder.
Anlatan: Babuçhi Ameti
(Ahmet BABUÇ)
Pazar, 1940’lı yıllar.
 
Ana Sayfa
Kimdir?
Laz Destanları
Şana
Lazuri P'aramitepe
Müzikler
Fotoğraflar
Şiirler
Makaleler
Tekerlemeler
Tkvala
P'ap'unena
İletişim
 
ABAŞİŞİ NURDOĞAN